Ana Sayfa | Hakkımızda | Bize Ulaşın | Üye Ol | Haber Arşivi | Sık Kullanılanlara Ekle
HAKKIMIZDA
BİZE ULAŞIN
HİZMETLERİMİZ
PSİKOLOJİK SORUNLAR
 
OLMAK, SAHİP OLMAK VE ANLAM SİSTEMİ

Victor Frankl, anlam sisteminin, insan varoluşunun en önemli sorunu olduğunu düşünüyordu.

Kendisi İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Nazi toplama kampında üç yıl esir olarak yaşamış bir Tıp Doktoru'ydu. Esir kampında kaldığı sırada annesi, babası, erkek kardeşi ve karısını kaybetmişti.

Üçüncü Viyana okulunda logoterapi ve varoluşçu analizi geliştirmesinde, bu yaşadıklarının kuşkusuz büyük payı vardı. Toplama kampında yaşadıkları, anlam sisteminin, insan varoluşunun en önemli sorunu olduğu konusundaki görüşüne dayanak sağladı.

Frankl, yaşamanın böylesine işkence olduğu bir ortamda insanların hala neden yaşamak istediğini, niye intihar etmediklerini sorgulamıştı. Görmüştü ki, tüm olumsuzluklara rağmen, varolan durumlarına ve geleceklerine bir anlam yükleyebilen insanların dirençleri artıyor, yaşama umutlarını kaybetmiyorlar.

Çarpıcı örneği şuydu:

Toplama kampında yer alan dönemin çok ünlü bestecilerinden biri, Frankl'a gördüğü bir rüyayı anlatır: Rüyasında bir ses, kendisine savaşın 30 Mart'ta biteceğini söyler. Bu rüyayı 1945 Şubatı'nda görmüştür. Frankl'a rüyayı anlattığında Mart ayının başıdır.

Rüyasını Victor Frankl’a anlatırken hala umut doludur.

Fakat, gün yaklaştıkça, gelen savaş haberleri bu vaadin gerçekleşmesinin pek de mümkün olmayacağını gösterir.

Bu bestecinin ateşi çok yükselir, 29 Martta hastalanır.

Kehanetin ona savaşın ve acıların biteceğini söylediği gün olan 30 Martta ise hezeyana girerek, bilincini yitirir.

31 Mart günü ölmüştür.

Dışarıdan bakıldığında ölüm nedeni tifüstür.

Frankl'ın bu olaya ilişkin yorumu şöyleydi:

"Arkadaşımın ölüm nedeni, beklediği özgürlüğün gelmemesi ve büyük bir düş kırıklığı yaşamasıydı. Vücudunda uyuyan tifüs mikrobuna karşı direnci düşmüştü. Geleceğe bağlılığı, yaşama isteği ve inancı felce uğramıştı. Bedeni hastalığa tepki gösteremeyerek, yenilgiyi kabul etmişti."

Varoluş sorunlarıyla ilgilenen bir diğer isim de Erich Fromm'du.

Psikanalist, sosyolog ve psikolojideki insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerinden Fromm, insan varoluşunun en önemli sorununun, sahip olmak ile olmak arasındaki farklılık olduğuna inanıyordu.

Fromm, "Sahip Olmak ya da Olmak" adlı eserinde, "Olmak sözüyle, kişinin hiçbir şeye sahip olmadığı ve hiçbir şeye açlık duymadığı, tam tersine büyük bir sevinç içinde bütün yeteneklerini üretici biçimde kullanarak, dünya ile bir olduğu varoluş biçimini anlatmak istiyorum." diyor ve ekliyordu:

"Bulduklarım bende şu izlenimin uyanmasını sağladı: Sahip olmak ile olmak arasındaki farklılık, yaşamı ya da ölümü sevme eğilimleriyle birlikte, insan varoluşunun en önemli sorunudur."

Fromm, "sahip olmak" kavramını "nesneleri veya insanları kendi egemenliğine alıp saklamak" şeklinde yıkıcı bir tutku olarak açıklıyor ve bu tutkunun insan doğumuyla birlikte varolmadığı, toplumsal şartlar ile ortaya çıktığını vurguluyordu. Olmak ise Fromm'a göre, kişinin varolan özelliklerini, özüne ait potansiyelini değerlendirmesi ve zenginleştirmesiydi.

Kuşkusuz sahip olmak, yaşamın gerekliliğinden doğardı ve olması da gerekirdi belki ama, sahip olunan şeyleri günün birinde kaybetmek kaçınılmaz olduğundan, yaşamda sadece sahip olduğu şeylerden ibaret olan ve hiç "olamamış" biri, sahip olduklarını yitirdiğinde kendini de yitirmiş olacaktı.

Fromm "Sahip Olmak ya da Olmak" kavramı ile eğitim üzerine de bazı çıkarımlar yapıyordu:

Sahip olmak yönlendirmesi altındaki öğrenciler, bir dersi şöyle dinlerler: Bir yandan anlatılan şeyleri dinleyip, onlar arasındaki mantıklı bağları yakalayarak, anlamı kavramaya çalışırlarken, öte yandan da bütün anlatılanları defterlerine not ederek, gelecek sınavda başarılı olmayı amaçlarlar. Ama bu arada, anlatılan şeylerin içeriği üzerinde pek düşünmez, ona karşı bir tavır almazlar. Böylelikle öğrendikleri şeyler onların düşünce dünyalarının bir parçası haline gelmedikleri için, kişisel gelişim ve evrimlerine hiç bir katkıda bulunamazlar. Bu öğrencilerin yaptıkları, duydukları ve hafızalarında sakladıkları teorileri, yeri gelince eksiksiz ve katıksız olarak yenilemekten ibarettir. Konunun içeriği ile öğrenci birbirlerine yabancıdır. Öğrenci başkaları tarafından varılan bazı sonuçların mülkiyetini ele geçirmiş, bu düşüncelere SAHİP OLMUŞTUR.

Yaşama, OLMAK ilkesi açısından bakan öğrenciler içinse, öğrenme süreci bambaşka bir değer ve kalite taşır. Onlar, bir derse boş bir zihinle "tabula rasa" ve hiç bir fikirleri olmadan girmezler. Dersin konusu üzerinde önceden düşünmüşlerdir ve belki de akıllarına takılan bazı sorular vardır. Yani öğrenecekleri şey ile bir hesaplaşma sürecine girmişlerdir ve bu konu onları ilgilendirmektedir.

Ders sırasında anlatılanları yalnızca yakalayıp, not etmekle kalmazlar. Dinlerler ama pasif bir dinlemeden farklı olarak, olaya aktif bir tepki gösterirler ve üretici biçimde yaklaşırlar. Dinleme eylemi, onlar için canlı bir süreçtir ve öğrenci duydukları ile kendi bilgileri arasında anında paralellikler kurarak kendi düşüncesini geliştirmeye yönelir. Kısaca, ders bitince elinde kalan, eve taşıyıp sonradan ezberleyeceği bir anlatı paketi değildir. Öğrenci ders sonrasında eskiye oranla değişmiş, başkalaşmıştır. Her yeni bilgi, onda bazı yeni gelişmelere yol açmıştır.

Frankl, yaşamdaki "anlam sisteminin" insan varoluşunun temel sorunu olduğunu düşünüyordu. Anlamlı bir hayatın yolu belirli bir amaca adanmaktan geçiyordu. Amacını kaybetmiş kişiler anlamlı bir hayata sahip olamıyorlardı. Anlam sisteminin kurulamaması, bireylerin zorluklara karşı dirençsiz kalmasına neden oluyordu.

Fromm, olmak ile sahip olmak arasındaki farklılılığı varoluşun temel sorunu olarak gördü. Ona göre insan, her şeyi elde etmek, her şeye egemen olmak biçiminde ortaya çıkan "sahip olmak" karakterini redderek, kendisini huzura, mutluluğa ve diğer insan kardeşlerini sevmeye yöneltecek olan "olmak" biçimli bir dünya görüşüne geçmeliydi. İşte insan ancak o zaman gerçekten "varolmayı" başarabilecekti.

KAYNAKLAR

Frankl, V.E. (2009). İnsanın Anlam Arayışı. İstanbul: Okuyan Us Yayınları.

Fromm, E. (2004). Sahip Olmak ya da Olmak. İstanbul: Arıtan Yayınevi.

Psk Emir Emre Doğan

 
PSİKOTERAPİ
PSİKOLOJİ KONULU MAKALELER

Ana Sayfa | Hakkımızda | Bize Ulaşın | Üye Ol | Haber Arşivi | Sık Kullanılanlara Ekle Antalya Kadın Doğum hediyelik eşyagüvenlik kamera
  © Her Hakkı Mahfuzdur. 2007 www.antalyaterapi.com Web Tasarım